Meme Kanserinde Plastik Cerrahinin Yeri

Hiçbir organ kadın için dişiliğinin tanımlanmasında meme kadar önemli değildir. Küçük göğüsler emosyonel, sosyal ve seksüel açıdan günümüz modern toplumunda bir kadın için psikolojik baskıya sebep olmaktadır. Kişi kadınlığının en önemli, en göze çarpan niteliğinden yoksun olduğu için kendini tam bir kadın gibi hissedemez. İsveç’te estetik amaçlı meme büyütme ameliyatı geçirmiş bir grup kadın üzerinde yapılan araştırma, kadınlarda memelerinin büyüklüğü ile dişilik dereceleri arasında bir ilişki olduğunu göstermiştir. Araştırmada göze çarpan en şaşırtıcı bulgu ise bu kadınların yaklaşık yarısının ameliyat öncesi partnerlerinin yanında soyunmaması ve hatta ilişki esnasında göğüslerine dokunmasına izin vermemesidir.

Aslına bakılırsa bu probleme sadece günümüzde değil, yüzyıllar öncesinde de rastlanmaktadır. Küçük memelerin büyük gösterilmesi veya hacminin büyütülmesi için implantlar bulunana kadar korseler, meme pedleri, masaj yöntemleri ve kremler kullanılmıştır. Elbette bu konuda ameliyat dışında hiçbir yöntemin gerçek anlamda bir getirisi yoktur.

Temel olarak bu probleme sahip kadınları iki gruba ayırabiliriz. Birinci gruptakiler genç olup vücut gelişimi tamamlandıktan sonra göğüsleri küçük kalmış olanlar, diğer gruptakiler ise daha önce dolgun göğüslere sahip olup hamilelik ve emzirme sonrası ya da aşırı kilo kaybı sonucu meme hacmi küçülenlerdir.

Meme büyütme ameliyatını arzu eden hastaların bu ameliyatı istemekteki motivasyonu nedir ya da doğru motivasyon nasıl olmalıdır?

Dişilik duyguları yüksek, kendisini östrojen hormonunun yarattığı ruh halinde algılayan ve bu durumu davranışlarına yansıtan bir kadının, ayna karşısında gördüğü küçük memelerden dolayı erkeksi, sert göğüs kafesi görünümünü memelerini büyüttürerek ruhuna ve iç dünyasına uydurmak istemesi en doğru motivasyondur. Bu tür hastalar maalesef düşük orandadır ya da bir şekilde motivasyonlarını ifade edememektedirler. Çoğunluğu kıyafet problemlerinden yakınırlar. Artık push-up gibi takviyeler kullanmak istemediklerini, bikini giymede problem yaşamak istemediklerini belirtirler. Tüm bunları gülümseyerek dinlerim. Aslında çıplak bir kadın vücudunu daha atraktif ve dişi bir görünüme getirmenin işimin temeli olduğunu, bikini ve elbise için değil dişilik, kadınlık ruhu için memeleri büyüteceğimi nasıl açıklasam diye düşünürüm.

Yıllardır eksik olan meme hacminin doldurulması için değişik teknikler bulunmaya çalışılmaktadır. Hormon tedavisi denenmiş ancak belirgin yan etkileri nedeniyle vazgeçilmiştir. Liposuction ile çıkarılan yağ ile doldurma mantıklı bir çözüm olarak düşünülmüşse de yağ kistlerine, ölü yağ dokusunun apseleşmesine, mikro ve makro çapta kireçlenmelere yol açtığı görülmüş, bu kireçlenmelerin sıklıkla meme kanseri ile karıştırılması tehlikesinden dolayı da bu yöntem tavsiye edilebilir olmaktan çıkmıştır.

Kanserden söz açılmışken silikon meme protezi ile meme kanseri arasındaki ilişkiye bir göz atmakta yarar görüyorum. Hastalarım tarafından yöneltilen sorular ışığında farkına vardığım durum, silikonun meme kanseri riskini artırdığı düşüncesidir. 1995 yılında Yokohama’da yapılan Plastik Cerrahi Dünya Kongresinde dünyanın çeşitli bölgelerinden toplam 16 enstitüde 45.000 kadın üzerinde yapılan araştırma, meme kanseri ve otoimmün bağ dokusu hastalıklarının ortaya çıkması ile silikon meme protezlerinin herhangi bir bağlantısı olmadığını göstermiştir. Hatta Calgary ve San Diego’daki enstitülerde çıkarılan sonuç şaşırtıcıdır: silikon meme protezi kullanan kadınlarda normal popülasyona göre meme kanseri görülme sıklığının yarı yarıya azaldığı gözlenmiştir.

Bu veriler insanın aklına “silikon meme protezleri meme kanserini önlüyor mu?” sorusunu getirir. Silikonun materyal olarak kanserden korumayacağı açıktır. Ama implant ile daha güzelleşmiş, dişiliğini tamamlamış ve mutluluk veren bu organın da hastalanmayacağı aşikardır. “İnsana gerçekten mutluluk veren şey hiçbir zaman hasta etmez” sözü burada çok geçerlidir. Bilinen ayrı bir gerçek ise meme kanseri sonucu memesi alınmış kadınlara en büyük yardımı yine silikon meme protezlerinin sağlamasıdır.

İlk silikon meme protezi Amerika’da 1963 yılında kullanıma girmiştir. Silikon kıvamından dolayı meme dokusuna en yakın maddedir. Silikonun dışında soya yağı, NaCl çözeltisi, hidrojel gibi birçok alternatif meme protezi çeşidi bulunmaktadır. Soya yağı ağır komplikasyonları nedeniyle Avrupa’da terk edilmiştir. Hidrojel protezin de İngiltere’de yasaklandığı bilinmektedir.

Silikon meme protezinin en büyük komplikasyonu olan protez etrafında kapsül doku sertleşmesinin oluşmasını en aza indirmek için eskiden düz olan protez yüzeyi pürüzlü hale getirilmiştir.

Meme dokusunun protez etrafında büzülerek sert, hatta bazen tenis topuna benzer deformasyonlar oluşturmasını önlemek veya bu riski minimuma indirmek biz cerrahların elindedir.

Bu riski azaltmak için ameliyatın teknik açıdan doğru uygulanmasının yanı sıra hasta psikolojisi de büyük rol oynar. Ruh dünyasındaki fırtınaların ameliyat sonrası evrede yara iyileşmesini etkilediğini daha önceki yazılarımda belirtmiştim.

Kapsül fibrozisi denilen bu doku sertleşmesi aslında bir iç yara iyileşmesidir. Tıpkı ameliyat yaralarının kabarıklık, sertlik hatta keloid oluşumu göstermesi gibi kontraktür (gerilme, kısalma) oluşması; kapsül fibrozunun da içeride protezin üzerinde oluşan yara membranının sertleşmesi ve büzülmesidir. Nasıl bir hipertrofik yara aktif safhasında yanma, batma ve gerilme hissi oluşturuyorsa kapsül fibrozunda da durum aynıdır.

Hastalarımın hep bilmek istediği protezin ne zaman değiştirilmesi gerektiğidir. Memenin şeklini beğendiğiniz sürece, size rahatsızlık veren bir sertlik olmadığı sürece değiştirilmesine gerek yoktur.

Protez büyüklüğüne ve şekline önce hastayla bir örnek üzerinde deneyerek, hastanın isteği ve vücuda uyumu dikkate alınarak karar verilmelidir. Plastik cerrah olarak bizim için önemli olan beden büyüklüğü, göğüs kafesinin şekli, meme derisinin elastikiyeti ve meme dokusunun içeriğidir.

Bu nitelikler göz önüne alınarak protezin pozisyonuna, yani meme dokusunun altına veya göğüs kaslarının altına yerleştirilmesine karar verilmelidir.

Meme altı katlantısı, koltuk altı ve meme başı alt kenarı meme protezi yerleştirilirken en çok kullanılan yollardır. Günümüzde en sık kullanılan yöntem, meme altı katlantısından yaklaşık 2–3 cm’lik bir kesi ile girilip, gereğine göre ya meme dokusu altından ya da göğüs kasları altından ilerlenerek protez için uygun bir cep açılması ve protezin yerleştirilmesidir. Meme büyütme ameliyatlarından sonra emzirme fonksiyonlarında herhangi bir bozukluk beklenmez. Yine sıklıkla yöneltilen sorulardan biri de silikon protezin patlayabileceği ya da dışarıya sızıntı yapabileceği olasılığıdır. Günümüz modern protezlerinde normal şartlar altında bu olasılık neredeyse yoktur. Ancak elbette bir trafik kazası sonrası kaburga kırığı ile veya delici alet yaralanması sonucu silikon protezin delinmesi mümkündür.