Estetik Cerrah ile İlk Randevu

Otuz yıllık mesleki yaşamım boyunca dünyanın her ülkesinden gelen sayısız hastanın estetik cerrahi tedavileri sırasında gösterdikleri yaklaşım ve davranış benzerliklerini gözlemleme olanağım oldu.

Estetik cerrahiye ilgi duyan kişilerin ortak olarak paylaştıkları tipik özellikleri değerlendirdiğimde, bu kişilerin genellikle dışa dönük, dünyaya açık, sosyal olarak aktif, ilişki kurmayı seven, duygusal, hassas, kendine eleştirel gözle bakan ve mükemmeliyetçi kişiler olduğu görülmekteydi.

Benden “şuranızın ya da buranızın düzeltilmesi gerekiyor” yanıtını bekleyen hastaya; “bir iç hastalıkları uzmanına gittiğiniz zaman da bana ne ilaç önereceksiniz” ya da “bilelim bakalım nerem ağrıyor?” diye mi soruyorsunuz, “sizi rahatsız eden şeyleri bilmediğim koşullarda size yardım edebilmem çok zor” yanıtını veririm. Hastam önce şaşırır, ancak çok kısa sonra genellikle beni anlar.

Estetik cerrahiye ilgi duyan kişilerin toplumdaki oranı %5 civarındadır. Bu nedenle geriye kalan %95’lik bir grubun genellikle eleştirileriyle karşılaşılır. Onları en iyi anlayanlar, onlarla aynı duyguları paylaşan ve aynı yola çıkmış kişilerdir. Diğer kişilerin sürekli olarak yönelteceği “neden-niçin” sorularını yanıtlamak istemedikleri için de genellikle estetik ameliyatlarını gizlemek zorunda kalırlar.

Senelerin getirdiği deneyim sonunda öğrendim ki; bir ameliyatın başarılı olup olmadığı konusundaki tek ölçüt maalesef subjektif bir kriterdir. Bu da “beğeni”, yani hastanın o ameliyatın sonucundan mutlu olup olmadığıdır. Bir ameliyatı cerrahi açıdan ne kadar doğru ve başarılı yapmış olursam olayım, eğer hastam ameliyatın sonucundan memnun değil ise kendimi hukuki olarak değil ama vicdani olarak başarısız hissederim. Çünkü hastanın gerçekçi duygularla neticenin analizini yapamayacağını ve psikodinamiğinin bunu engelleyebileceğini anlayamadığımı… Her hastanın hangi gerçekçi sebepten ameliyat olmak istediğini anlamamız her zaman mümkün olmayabiliyor. Çünkü biliyorum ki insanlar aslında davranışları, kullandıkları ifade tarzları ve vücut dilleri ile kendi asıl isteklerini ya da isteklerinin arkasında yatan temel nedenleri istemli ya da istemsiz olarak belli ederler. Hatta bazı hastalarım, daha konsültasyon için odama girerken içgüdüsel olarak davranışları ile “sakın beni ameliyat etme doktor” mesajını verirler. Ben bunu sezinleyip ameliyatla tedavi yöntemini kendilerine önermediğimi ve sonuç olarak ameliyat fikrinden zihnen uzaklaşmaları gerektiğini söylediğimde de çok memnun bir şekilde muayenehanemden ayrılırlar.

Estetik ameliyat sonrasında mutsuz olan hastaların ameliyattan önceki davranışlarını ve his dünyalarını sonradan değerlendirdiğimde ise memnun olunmayan sonucun ortaya çıkışında hastanın payının da olduğunu görmüşümdür. Bu durum genellikle hastanın ameliyat kararı aşamasındaki ruhsal durumu ile çok yakından ilişkilidir. Arada böyle hastalar gözden de kaçabiliyor… Sonunda hiçbir cerrah aynı zamanda eğitimli psikolog değildir.

İşte bu nedenle, benim için hasta ile “ilk yüz yüze görüşmenin” önemi, ameliyat yapma aşamasından çok daha ön plandadır.

Hastayı anlamak ve ona zaman ayırmak… Hastaya o andan itibaren en önemli kişinin sadece kendisi olduğunu hissettirmek… İlk görüşmede otuz yılını bu bilime vermiş bir cerrah olarak benim önceliklerim; hastada gördüğüm ve düzeltebileceğim fiziksel bozukluklardan daha çok, hastanın bana neden geldiği ve neresinden memnun olmadığıdır.

Gerçekten vücudunun herhangi bir yerini değiştirmek istiyor mu, bu istek hangi boyutta ve bu isteğe hangi duygular sebep oluyor? Konuşmaya “sizin için ne yapabilirim?” sorusu ile başladığımda gelen ilk yanıt genellikle yakınmalarına yönelik açıklamalardır ve psikolojide normal olanı da budur. Benim için en zor ve en kritik an bir hastanın “siz estetikçisiniz, bana bakın ve bana ne yapılması gerekiyor siz söyleyin” sorusuyla karşılaştığım andır.

Öyle ya, başkasını rahatsız eden bir görüntü kişinin kendisini de rahatsız edeceği anlamına gelmez ki… Benim bir estetik cerrahi uzmanı olmam mutlaka o kişinin estetik görünümünü benim açımdan kusursuz hale getirmek isteyeceğim anlamını taşıyabilir mi? Hasta ve doktor kendilerine özgü ve birbirinden farklı güzellik anlayışları olan iki ayrı insandır. Güzelliğin bir bulgu mu, yoksa bir duygu mu olduğunu bundan önceki yazılarımda da açıklamıştım.

Önemli olan hastanın yakınmasını açıklaması, benim de o yakınmayı estetik cerrahi tedavi olanakları içinde düzeltip düzeltemeyeceğimi ve sonucun ne şekilde olabileceğini ortaya koymamdır. Bunu yaptırıp yaptırmamanın kararını yine kişi kendisi tek başına vermelidir, tıpkı iç hastalıkları uzmanının önerdiği ilaçları alıp almamaya kendisinin karar verdiği gibi…

“Bakın benim yüzüme, bana ne yapabilirsiniz” ya da “beni baştan yaratın” sözlerinin arkasında genellikle güvensizlik duygusu yatmaktadır.

Her insan kendisine ve tarzına neyin yakışacağını tam olarak bilemeyebilir. Belki bu nedenle bir elbise yaptırırken bir modacının önerilerinin o insan için ön planda olması doğaldır. Üstelik eninde sonunda sahip olacağınız şey bir elbisedir ve o elbisenin o anki ruhsal durumunuz ile uyum içinde olması yeterlidir. Eğer beğenmezseniz sonunda o elbise dolapta asılı kalır ve giyilmez.

Ama yüz cerrahisinde durum böyle mi? Elbette değil… İşte bu yüzden estetik ameliyat adayları, benim açımdan en önemli faktör olan ameliyat zamanını ruh ve his dünyalarının en durağan, en dengeli ve en huzurlu olduğu dönemde seçmelidirler.

Estetik cerrahide gözlemlediğim en önemli noktalardan biri de; güvenli duygularla gelen, ne istediğini bilen ve yakınmalarını açık bir şekilde ifade edebilen kişilerin ameliyat sonrası iyileşme dönemlerinin çok rahat geçtiği ve ameliyat sonuçlarından çok daha mutlu olduklarıdır.

Önemli olan, kişilerin estetik tedaviye, aldıkları zorlu ve özel bir eğitim ile plastik cerrahi dalında uzmanlaşmış hekimler tarafından uygulanan bir tıp bilim dalı olduğunun bilinci ile yaklaşmalarıdır. Bazen medyada estetik ameliyat yaptırmanın günümüzde bir kuaföre gitmek kadar kolaylaştığı izlenimi yaratılmak isteniyorsa da; estetik ameliyatların sonuçlarından mutsuz olan hastaları incelediğimde, bu hastaların genellikle çok çabuk ve çok kolay bir şekilde estetik tedavilere karar verdiklerini tespit etmişimdir. Ya arkadaşı “hadi gel birlikte gidelim” demiştir, ya da “herkes bir şeyler yaptırıyor, ben de artık bir şeyler yaptırmak zorundayım” duygusu ile hareket etmişlerdir. Bir Alman atasözü “paylaşılmış acı, yarım acıdır” der.

Bana göre hastaların anlamaları gereken en önemli konu; estetik tedavilerin bir zorunluluk olmadığı, bu tedavilerin kişinin olanakları içinde, maddi güçlük yaşamadan ve kendine layık gördüğü, sonucundan yaşam kalitesini yükseltme anlamında da keyif alabileceği bir lüks olduğudur.

Estetik cerrahiye ilgi duyan kişilere bir plastik cerrah olarak söylemek istediğim tek söz; “Cerrahınız görevini en iyi şekilde gerçekleştirse bile, estetik ameliyat sonucundan memnun olup olmayacağınız sizin motivasyonunuza bağlıdır. Çünkü sadece siz, kendiniz, aslında niçin bu ameliyata karar verdiğinizi biliyorsunuz” olacaktır.

ESTETİK AMELİYAT OLMAYA KARAR VERMEDEN ÖNCE

Aşağıdaki soruları dürüst bir şekilde yanıtlayınız:

Sizin estetik ameliyatlardan beklentileriniz,

  • göze daha hoş görünebilmek
  • daha çekici, canlı ve dinamik görünebilmek
  • normal güzellik oranlarına daha çok yaklaşabilmek
  • kendinize olan güveninizin artması
  • kariyer basamaklarını daha çabuk çıkabilmek
  • daha  geniş bir arkadaş çevresine sahip olmak
  • eşinize daha seksi görünebilmek
  • eşinizle ilişkinizdeki krizi atlatabilmek 

İlk üç şıkkı “evet” ve geri kalanları “hayır” şeklinde yanıtladıysanız, estetik ameliyatlardan beklentileriniz gerçekçi demektir. Diğer şıklara verdiğiniz her “evet” yanıtı ameliyatlardan sonraki mutsuzluğunuzun nedeni olabilir.