Güzellik
Güzellik bir tür dehadır- aslında dehanın da üzerindedir, çünkü anlatılmaya ihtiyacı yoktur..."
Oscar Wilde
Güzellik tarifi; bir bulgu mu? bir duygu mu?
Yirminci yüzyılın en büyük şairlerinden biri olan Paul Valéry, 1894’ten ölünceye dek her gün düşüncelerini not ettiği Defterler’inde “sağlıklı olmak organların sessizliğidir” diye söz eder. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tanımlamasına göre “sağlıklı olmak” yalnızca hastalıklardan uzak kalmak değil, aynı zamanda kişinin mental ve sosyal açıdan da tam bir mutluluk içinde bulunmasıdır. Göreceli olarak her zaman sıralamalarda sağlık ve mutluluğun ardından gelen “güzellik” ise açık ve net bir şekilde tanımlayabileceğimizi sandığımız bir kavramdır.
Estetik cerrahi alanında çalışan bir hekim çoğunlukla güzelliği yaratan ya da güzelliğin uzun süre kalıcılığını sağlayan kişi olarak algılanır. Estetik cerrahlar mesleki yeteneklerini kazanmak, bunu öğrenebilmek ve uygulayabilmek için çok uzun ve zorlu bir eğitim alırlar. Ameliyatlarını yaparken ayrıntılı cerrahi tekniklerin görsel olarak da yer aldığı çok sayıda kitaplardan, atlaslardan yararlanırlar. Estetik cerrahi kitaplarında birçok cerrahi tekniğin yer aldığı, kolay ulaşılabilir çok fazla bilgi mevcuttur.
Ancak bu eğitim sürecinde bana göre ihmal edilen çok önemli bir durum söz konusudur; güzelliğin, daha doğrusu insan güzelliğinin sanatsal bakış açısındaki uzmanlaşmada ne yazık ki “güzellik kavramı” öğretilmemektedir. Bence maalesef güzelliğin, daha doğrusu insan güzelliğinin sanatkâr bakış açısında uzman olunurken, güzellik genellikle öğretilmez ve ihmal edilir.
Farklı kişilerden güzelliğin tanımını yapmalarını istediğimizde ne kadar çok ve ne kadar birbirinden farklı, ama hiçbir zaman tam doyurucu olmayan yanıtlar alırız. Estetik cerrahi alanında çalışan hekimler de birçok kişi gibi güzelliği tanımlamakta genellikle zorluk çekerler.
Bu nedenle güzellik konusuna psikolojik yönden de bakılmasını kaçınılmaz olarak görüyorum. Bir insanın bir varlığı güzel ya da güzel olmayarak hissettiğinde aklından geçenleri anlamaya çalışmak gerekir. Bu his bir insanın estetik cerrah olarak çalışıp çalışmamasıyla ilişkili olabilir mi?
Güzellik
Güzellik nedir ? Bu konuda kitaplar, sözlükler, filozoflar ne diyorlar ?
Yıllardan beri bizlere öğretilen; güzelliğin oran, denge ve simetri ile ilişkili olduğudur. Bu öğretiler doğrultusunda, önce eski Mısırlılar’ın, Yunanlılar’ın ve Romalılar’ın koydukları bir takim ölçütlere değinerek güzellik kavramını objektif olarak açıklamaya çalışacağım.
“Güzellik; bize keyif veren, hayranlık uyandıran biçimler ve orantıların bir bileşenidir.”
“Güzellik; kalıp ve hacim arasındaki dengedir.“
“Güzellik; en sonunda gözlerimize keyif veren, içimizde estetik bir his ve hayranlık oluşturan bir duygudur.”
Bu tanımlamalara baktığımızda, güzelliğin yalnızca görsel bir fenomen olduğunu iddia etmek çok yanlış olmayabilir. Ancak bu şekilde tanımlanan bir güzellik kavramının kültürlere, toplumlara göre çok değişeceği açıktır.
Anlaşılması gereken en önemli nokta; güzelliğin kendi başına aslında var olmadığıdır: güzellik sadece ona bakan kişinin gözünde tanımlanabilecek bir kavramdır, güzellik ancak ve ancak başka bir gözün varlığında var olabilir.
İnsan, hoşuna gideni güzel bulur. Bir şey bir insanın hoşuna giderse, o insan için bu güzeldir. Oysa aynı şey başka bir insanın hoşuna gitmediğinde o insan için hiçbir zaman güzel olmayacaktır. Birinin hoşuna gidip güzel bulduğu şeyin başkasının hoşuna gitmeyeceği de çok açıktır.
İskoçyalı filozof David Hume, 200 yıl önce bu bireysel farklılığı en güzel şekilde belirtmiş: “Güzellik mutlaka özel ve şahsi bir tecrübedir. Güzellik seyredenin gözünde ve kafasındadır. Güzellik bir nesnenin meselesi değildir ve sadece güzelliği tespit edenin zihninde mevcuttur” şeklinde güzelliğin tanımını yapmıştır.
Bana kalırsa da “Güzellik insanı sevindiren bir şeydir, ama bir insanı sevindiren başka bir insanı da sevindirecek diye bir kural yoktur.”
Yıllardan beri klasik tanımlama ile “güzelliği yaratmaya ya da güzelliğin uzun süre kalıcılığını sağlamaya” emek veren hekimlerden biri olarak “güzellik bireysel bir histir” diye kabullenmenin bu konudaki en doğru yaklaşım olacağını düşünüyorum.
Birçok filozofa göre “güzellik iyidir ve iyi olan güzeldir.”
Yaşamımız boyunca daha önceki hislerimiz bugünkü hükümlerimizi etkilemektedir. Anne-babamız, eşimiz, kız kardeşlerimiz ve arkadaşlarımız bizlere anılarımızı, önceki hislerimizi hatırlatmaktadırlar. Özellikle güzellik, ayrıntı dolayısıyla değil de parçaların toplamından daha büyük olan bütünlüğü dolayısıyla göze çarpmaktadır. Aynı şekilde bugünkü hislerimiz yarınki duygularımızı etkileyecektir. Hayatımızın mutlu ve mutsuz dönemleri tercihlerimizi yaratan izler bırakmaktadır. Gençlik dönemimizde sevdiğimiz, bize sıcaklık ve emniyet hissi getiren yüzler düşüncelerimizde yaşamaya devam etmektedirler.
Güzellik kavramı sadece bir yüz, bir ses, bir vücut ya da zarif bir görüntü için geçerli değildir. İnsanlar kişilikleriyle, sevinç hissini duyabilme, sağlayabilme ve sevebilme yetenekleri ile de güzeldir.
Bir insanın yüzünün hoşumuza gitmesi, bu insanın yansıttığı genel havasının hoşumuza gittiğinin göstergesidir. Bir insan birçok yönden cazibeli olabilir. Oysa çoğunlukla güzellik ve cazibe kavramlarını karıştırıyoruz.
Tarihte güzellikleri ile efsane olmuş isimlere bakalım: Kleopatra, George Sand, Louise de la Theodora… Gerçekten çok güzeldiler. Ancak bu kişilerin ayrıca büyük bir cazibeye de sahip olduğunu biliyoruz. O halde “güzellik bir gerçekten daha çok bir hayaldir” demek yanlış olmayacaktır.
Evet, güzellik sadece göz için değil, beyin için de mevcuttur. Yüzün güzelliği ancak kişiliğin güzelliği ile aşikârdır.
Güzelliği tanımlamanın birçok yolu olmakla birlikte çoğu zaman cazibeye benzetilir. Oysa cazibe ve güzellik arasında çok önemli bir fark vardır: cazibe süreklidir. İngilizler “Charm lasts! Beauty blasts!” derken güzelliğin geçiciliğini en güzel şekilde anlatırlar.
Eninde sonunda bir insanın güzel olup olmadığına karar verenin sadece insanın gözü olmadığı, hatta aklın bu konuda daha büyük rol oynadığı, yüreğin de iç güzelliğini görebildiği ve bir bütün olarak karar verildiği düşüncesine varıyoruz.
Güzelliğin tarifinde bir başka yaklaşım da sosyolog Frumkin’in bir kadının cinsel görünümüne göre değerlendirilmesi konusundaki görüşlerine dayanır.
Bir kadının güzel veya güzel olmayarak değerlendirilmesi sadece orantılarının simetrisi ile ilişkili olmayıp, bu bütünlüğün potansiyel cinsel olanakları telkin edip etmemesine bağlıdır ve nefsi duygular ancak böylelikle estetik hislere dönüşür.
Davranış biyolojisi alanındaki çalışmaları ile 1973 Tıp ve Fizyoloji Nobel Ödülü kazanan Konrad Lorenz’in, bugün bizlerin insan güzelliğini anlamasında büyük rolü vardır. Lorenz,Hayvani ve İnsani Davranışların Kalem Tecrübesiadlı eserinde, insanlar ve hayvanlardaki yavrusuyla ilgilenme içgüdüsünü çizimler aracılığıyla ayrıntılı açıklamakta; koruma içgüdüsü ile bağlı olma hissinin insanlarda ve hayvanlarda benzer olduğunu belirtmektedir. Lorenz’e göre bu davranış doğuştan gelmektedir.
Bu klasik açıklamalardan sonra sonuç olarak, değişik kültürler ve kişiler arasında güzellik hissinin farklı olduğunu ve bunun sadece kalıp ve simetri durumuna bağlı olmadığını söyleyebiliriz. Bir insanın kişiliği, çekiciliği ve iç güzelliği, kişinin bir bütün olarak hoş bir görünüm sağlamasında etkilidir. Bu hoş görüntüye, yani güzelliğe sadece göz değil, beyin ve kalp de karar verir. Ruhumuz, tıpkı bugünkü deneyimlerimizin geleceğimizi etkilediği gibi, içimizde olan ve karar verme yeteneğimizi yönlendiren eski deneyimlerimizden etkilenmektedir. Buda’nın“bugün dünün oğludur ve yarının babasıdır”sözü konumuzla ilgili ne çok şey anlatmaktadır. Güzelliğin bir buz dağı gibi olduğunu, sadece o buzdağının küçük bir parçasını görebildiğimizi unutmamak gerekir.
Davranış biyolojisi alanındaki çalışmaları ile 1973 Tıp ve Fizyoloji Nobel Ödülü kazanan Konrad Lorenz’in, bugün bizlerin insan güzelliğini anlamasında büyük rolü vardır. Lorenz, Hayvani ve İnsani Davranışların Kalem Tecrübesi adlı eserinde, insanlar ve hayvanlardaki yavrusuyla ilgilenme içgüdüsünü çizimler aracılığıyla ayrıntılı açıklamakta; koruma içgüdüsü ile bağlı olma hissinin insanlarda ve hayvanlarda benzer olduğunu belirtmektedir. Lorenz’e göre bu davranış doğuştan gelmektedir.
Bebeklerin en belirgin fenotipik özelliği, vücuduna göre oransal olarak büyük olan başları ve alınları; oransız alın altındaki büyük gözleri; ileri çıkık, dolgun yanakları; sıkı, elastik, kısa, şişman bacakları ve beceriksiz hareketleridir. Bu özellikler “tatlı”, “sevimli” ve “güzel” olarak tanımlanır. Bu özelliklere dikkat edilerek üretilen oyuncak bebekler ne kadar güzel, ne kadar tatlıdır. Belki de bir insanın başka bir yüzde çekicilik hissetmesinin nedeni, o yüzde gördüğü çocuksu simaların varlığıdır.
Herkes çocuksu bir yüz ifadesinin çekiciliğini hisseder. O çocuksu yüze bakış, içgüdüsel olarak koruma hissine bağlı duygulanmalara yol açar. Lorenz, hayvanlarda yavrusunu koruma isteğinin, yavru tarafından gönderilen bir fizyolojik özellik, bir ses ya da bir koku ile uyarıldığını belirtir. Aslında bu durum insanlarda da aynıdır. Koruma içgüdüsünü, sempati ve şefkati oluşturan sinyaller söz konusudur. Küçük çocuklardaki bu sinyaller, yukarıda da sözünü ettiğim infantil karakteristikler; yuvarlak ve dolgun bir kafa yapısı, çıkıntılı alın, dolgun yanaklar, küçük, yukarı kalkık burun olarak özetlenebilir. Bu sinyaller, insanda koruma hissini uyarırken; bir çocuğun yüzündeki saf pırıltının, sevecenliğin, dürüstlüğün ve inceliğin çağrışımını yaparlar.
Oysa bir yetişkinin yüzünde bu reaksiyonları izlemek mümkün değildir. Yetişkin insan yaşlandıkça yüzü değişmiş, kafa yapısı düzleşmiş, alnı daha az çıkıntılı, burnu daha uzun, yanakları daha düşük bir görünüm almış ve sonuçta sevimli çocuksu ifadesini yitirmiştir. Çocuklar ile karşılaştırıldığında yetişkinlerde yuvarlaklığın yerine köşelerin ve kırışıklıkların geldiği göze çarpar. Bu ifade artık yetişkin hayvanlarda olduğu gibi insanda da koruma içgüdüsü oluşturamaz. Karşıtlık hayret vericidir. Bu çizgileri, en iyi tanıyanlar bu karşıtlığı sanatlarında da dile getiren çok başarılı desinatörler ve sanatçılardır.
Çocukluk dönemine ait yuvarlak hatları yitirme konusunda iki cinsi karşılaştırdığımızda, kadınların yuvarlaklıklarını koruduğunu, erkeklerin ise yitirdiğini görürüz. İyi bir plastik cerrah, yaptığı müdahalelerde iyi bir heykeltıraş gibi, bir bebeğin sahip olduğu ilgi, şefkat ve koruma hissi uyandıran belirginlikleri en uygun biçime getirmeye çalışmalıdır: yumuşaklık, yuvarlaklık ve incelik...
Öyle görünüyor ki güzelliğin imajı genel olarak yetişkin bir yüzde çocuksu ifadelerin varlığı ile sağlanmaktadır. Brigitte Bardot’nun bazı çocuksu ifadelerinin oluşturduğu duygular, özellikle ünlü şımarık çocuksu somurtması ile daha da kuvvetlendirilmiştir. Marilyn Monroe ve Audrey Hepburn’ün iyiye ya da kötüye kullanılan çocuksu yüz ifadeleri, güzelliklerinin simgesidir. Hatta Marilyn Monroe’nun, henüz nasıl derli toplu olunacağını bilmeyen küçük bir kız imajı bırakmak için bilinçli olarak dağınık bir görünüm yarattığı söylenmektedir. Bu efsane güzelin uzun saatlerini kuaförde geçirdikten sonra özenle yapılmış saçlarını hemen dağıtması, yeni oyun oynamaktan gelen saçları karışık küçük bir kız izlenimi yaratmak için değil midir?
Erkeklerin çocuksu görünümü olmayan ve kendilerine baskı yapmak arzusunda olan kadınlara karşı koruma hisleri yoktur. Daha ötesi, bu tür kadınları eşlerine değil, daha çok annelerine benzetirler.
Güzellikle erkeklerden daha çok ilgilenen kadınlar, aslında çocuksu davranışlarını bilinçli ya da bilinçsiz olarak gösterir; utangaç, hassas, kuvvetsiz, suçsuz, saf, cahil, atılgan, hayran kalan, meraklı görüntüler çizerler. Bazı kadınlar koruma içgüdüsünü uyarabilmek için kendi zayıf noktalarını belli etme eğilimindedirler. Oysa kadınların zayıf gibi görünen yanları güçlü yanlarıdır ve aslında erkeklerin kendilerini güzel bulmaları, koruma içgüdüsüne kapılmaları için uyguladıkları bir yöntemdir. Napolyon “Kadınların iki silahı, fondötenleri ve küçük çaresiz bir çocuğun gözyaşlarıdır” derken çok da haksız olmayabilir.
Bir yetişkindeki çocuksu ifadelerin; çillerin, kırmızı dolgun yanakların, uzun kirpiklerin, sarışın lüle saçların, belirgin ve dolgun dudakların insanları neden etkileyebildiği çok açıktır. Ama çocuksu bir ifadeyi sağlamak için bütün bu özelliklere sahip olmak gerekli değildir; genellikle sadece bir tanesi yeterli olabilir. Clark Gable ve Gary Cooper’ın saçlarını yandan taramaları, Leonardo DiCaprio’nun saçlarının karışık, dağınık şekilde alnından dökülmesi ve her gün kaymak gibi sakal tıraşı olması, çocuksu bir dış görünüme kavuşma isteğiyle açıklanabilir.
Her insan, her zaman çocuksu ifadeleri ön plana çıkarabilir. Eğer bu özelliklere sahip değilse, kozmetik cerrahi sayesinde sahip olabilir.
Günümüzde güzellik tamamen doğal bir fenomen olmaktan çıkmış, giderek kültürel bir fenomen hâlini almıştır. Bu konuya erkeklerden daha çok önem veren kadınlar; güzellik ve cazibelerini makyaj malzemeleri, gözlükler, takma kirpikler, küpeler, saç modelleri, şapkalar, eşarplar gibi görünen ve parfüm gibi görünmeyen aksesuarları kullanarak kendilerini düzeltmek ve güzel görünmek çabasını sürdürürler.
Bazı modern aksesuarlar, bazı güzellik hatalarını gölgelemek için güzellik uzmanları tarafından icat edilmiştir. Örneğin kalın gözlük çerçeveleri göz etrafındaki kaz ayağı kırışıklıklarını örter; yüksek bir gözlük çerçevesi fazlasıyla kısa olan bir burunu uzun gibi gösterir. Düşük bir gözlük çerçevesi ise fazlasıyla uzun olan bir burnu gölgeleyebilir. Bütün bu stratejiler, fazla göze batmadan ve ayrıntılı olarak kadın dergilerinde sürekli yer almaktadır.
“Güzelliğin %30’u doğaldır, %70’i kendini beğenmekten dolayı oluşmuştur” sözü bu durumu çok iyi açıklar. Ancak güzel görünmeye yardımcı olan bu araçların en olumsuz yanı, bunlar olmadan uzun süre genç ve güzel kalınamamasıdır.
Kadınların güzel olma isteği yalnızca erkeklere hazırlanan bir tuzak olmayıp, daha çok toplumda ve ailede daha iyi kabul edilmek için beğenilme duygusu ile ilişkilidir. Son on yıllık sürede büyük gelişmeler olmasına karşın, hayatın kadınlar için genel olarak erkeklerden daha sert olduğu kabul edilmelidir. Ayrıca tıpkı Kızılderililerin savaşta boyanarak kendilerini kuvvetli hissettikleri gibi, makyaj kadınlarda bir güven duygusu yaratmaktadır.
“Dış görünümünü değiştir, kişiliğini değiştirmiş olursun” ya da “Bir insanın kendisini süslemesi, gezmeye çıkmak istemesinden dolayıdır” diye düşünenlerimiz azımsanabilir mi? Gerçekten bu çok önemlidir. Sharon Stone, “Ben kendimi her zaman büyük bir güzellik olarak değil, sadece iyi bir sihirbaz olarak gördüm” dememiş midir? Zenci güzeli Tyra Banks, “Ben çirkin değilim, sadece benim güzelliğim bir kreasyondur” derken, güzel görünmeye yardımcı büyük bir sektörün ürünü olduğunu itiraf etmektedir.
Makyaj her zaman vardı. Bir yüzü güzelleştirmek için elbette doğal bir şekilde yapılmalı ve yüz daha genç bir yüze yakınlaştırılmalıdır. Örneğin kırmızı bir ruj, genç dudaklarda yoğun bir renk nüansını oluşturur ve kişinin dinamik bir metabolizması olduğu hissini verir. Kırmızı-pembe bir allık çocuksu yanakları anımsatır. Pudra, gençliğin solgun, kadifeye benzeyen cilt görünümünü verebilir. Ancak kötü şekilde kullanılan bir makyaj, yüzün mevcut güzelliğini de yok edebilir. Makyaj bir kadının hem arkadaşı hem de düşmanı olabilir.
Çocuksu ifadelerin koruma içgüdüsünü oluşturmak için önemli olduğundan daha önce bahsetmiştim. Ancak bu tabloyu tamamlamak için kişinin sesinin de bir çocuk sesi gibi yumuşak ve hoşa gider bir tonda olması gerektiği ne kadar açıktır… Sigara içenlerdeki gibi sert ve biraz çatlak çıkan bir ses, bir çocuk sesini anımsatabilir mi?
Giysiler de göze ve gönüle hitap etmeli, iyi bir kesim ve biçime sahip olmalıdır. Bir mini etek hep yetişkinliğe erişen bir genç kızın uzun bacaklarını düşündürür. Renkler çocukluk dönemini anımsatır; hafif renkler, mavi, pembe her zaman yaşlı bayanlar tarafından seçilirler. Tabii ki siyah kullanmamaya gayret gösterilmelidir.
Güzellik algılamasında bir bütün olarak duyu organlarının hepsi uyarılmalıdır: görmek, duymak, koklamak ve hissetmek çok önemlidir.
Bunu çok iyi anlamış olan birçok güzellik enstitüsü stratejilerini bilhassa bu konunun üzerine kurma gayretindedir. Kadın dergilerinde sık yer alan ana başlıklara bir bakalım: “Bayanlar, güzel göğüsleriniz, düz göbeğiniz ve güzel bacaklarınız var, ama onlar aynı zamanda sert ve sıkı mı?” Dokunun sıkılığı ve elastikliği çocuksu bir cildin özelliğidir ve güzelliğinizin temel kalitesidir.
Güzellik mücevher değerindedir, güzellik aksesuarları varlıklı insanlar için kolay elde edilebilir. Bu güzellik malzemeleri ve yaklaşımların parasız elde edilmesi daha zordur. Bu da estetik cerrahinin daha çok varlıklı kişiler ve tabiatın verdiği ile herkes tarafından beğenilmeyenler için popüler olmaya başlamasının bir açıklamasıdır.
Güzellik tanımlamasında çocuk temasını kullanma fikrinin bilinen bir gerçek olduğunu söylemiştim. Çok iyi bilinir ki çocuk temasının kullanıldığı her durum daha ilgi çekicidir. Sosyo-ekonomik olarak geri kalmış ülkelerde kamusal dikkati çekip bağış toplamak, yoksulluğa ve sefalete karşı mücadele etmek için hemen her zaman çocuk temasının kullanıldığı stratejiler izlenir. Her zaman dilenen bir çocuğa, dilenen bir yetişkinden daha fazla para verilir. Çok keyifle izlediğimiz Walt Disney filmlerinde sürekli olarak küçük, savunmasız, her an zarar görebilecek hayvanlar kullanılır. Disney filmlerinde görünen hayvanlar bir küçük fare, bir küçük köpek ya da bir küçük ceylandır. Hiç yetişkin bir hayvan gördünüz mü? Ya da oyuncaklara bir bakın. Hiç yetişkin bir hayvanın, yetişkin bir insanın figürü olduğu oyuncak satın aldınız mı?
Bilmemiz gereken bir başka konu da bedensel bir özrün de koruma içgüdüsü oluşturduğudur. Bazı ünlülerde aslında düzeltilmesi çok kolay olan hafif bir şaşılıktan vazgeçememek, ameliyat olup kurtulmamak eğilimi; karşısındakinde koruma içgüdüsünü oluşturmak, böylelikle baştan çıkarmak ve düşüncelerinin gücünü sağlamlaştırmak duygusu ile ilişkili değil midir? Benzer şekilde, eğer bir yüzün bir bölümü kusursuz değilse ve o kişi yüzünün güzel olan kısımlarını bilinçli olarak ön plana çıkarabiliyorsa, bu yüze bakan gözler güzel kısımlara odaklanacak, özürlü olan bölüm hiç göze çarpmayacaktır. Örneğin güzel gözleri ön plana çıkarmak, çirkin bir burnu çok kolay gölgeleyebilir. Bunu yapmak veya öğretmek de vizajistlerin görevidir. Çok güzel bir yüzdeki yara izi ön planda kalırsa, yüzdeki güzelliğe dikkat çekilmesini önleyebilir. Vizajistlerin deneyimleri kişiye bu tür sorunlardan geçici de olsa kurtulabilmek için en iyi destektir.
Sonuç
Neden güzel olmak gerekiyor ? Bir çok dönemde öne sürüldüğü gibi gurur, hak, hayranlık uyandırma ve başkalarından üstün olmak isteği güzel olmayı gerekli kılan temel dürtüler midir?
Bana göre güzelliğin popülerliği aslında kültürdür. Çok basit anlamda “kısmetine razı olmayıp kısmetini düzeltmeye çabalayan tek varlık insandır.” Güzelliği korumak demek, yaşamı güzelleştirmek için yaşam kalitesini de yükseltmek demektir. Uygarlığın bir sonucu olarak insanlığın yaşam süresinin uzadığı bilinen bir gerçektir.
Burada yazımın başında yaptığımız bir tanıma geri dönmek istiyorum: “Sağlıklı olmak” yalnızca hastalıklardan uzak kalmak değil, aynı zamanda kişinin mental ve sosyal açıdan da tam bir “mutluluk” içinde bulunmasıdır. Elbette uzun yaşamak güzeldir. Ancak sadece uzun yaşamanın da yetmediği görülmektedir. Hayat daha uzun süre “güzel” olmalıdır. Nasıl modern tıbbın yaşama daha fazla seneler verdiği biliniyorsa, estetik cerrahinin de bu senelere “hayat” verdiği çok açıktır. Güzellik ve moda, kendimizi dile getirebilmek için içimizdeki isteklerimizin dışa vuran göstergeleridir. Moda sadece hayatın sanatsal yönünün bir stil aracıdır.
Herkesin bildiği gibi güzellik kalıcı değildir ama aynı zamanda güzelliğin yaşı yoktur. Sadece yirmili yaşlarında iyi ve güzel bir görünüme sahip olan bir kişinin bütün hayatı boyunca dayanılmaz cazibeli olması mümkündür. “Kadından ilk beklenen onun beğenilmesidir” doğru bir tanımlama olabilir. Ancak ilerleyen yaşlarda bu beklentiyi yerine getirmek kadınlar için giderek zorlaşmaktadır. Face-lifting (yüz germe) üzerine bilgi almak üzere bana başvuran yaşlı bir hastamı anımsıyorum. Çok ilerlemiş yaşından dolayı bu ameliyatı yapmaktaki isteksizliğimi gördüğünde bana sakin bir sesle “Bir kişi artık beğenilme durumunda değil ise, bu başkalarının da hoşuna gitmeme anlamına gelmemeli doktor” diyen bu yaşlı hanım, kendi adına ne kadar haklıydı…
Ben güzel olma isteğinin kişinin güzelliğinden dolayı kendine hayran bırakma isteğinden değil, güzelliğinden dolayı daha çok sevilme isteğinden kaynaklandığına inanıyorum. Bana göre estetik ve güzelliğe düşkün olanların bu davranışları ile verdikleri ana mesaj aslında daha çok sevilme isteğidir. Konrad Lorenz; “Herkes çocukları seviyor ve onları korumak istiyor. Daha çok sevilmek için çocuklar gibi olmak isteyen birisi eleştirilebilir mi?” derken bu dürtüyü en net şekilde açıklamıyor mu? Lorenz’in teorisinde hiç kuşku yoktur.
Plastik cerrah olarak çalışan bir hekim, hastasında pozitif duygu ve hayranlıkları oluşturmak için yaptığı bu işte, hastasının yaşına bağlı olarak kendisine ait eski çocuksu ifadelerin rekonstrüksiyonunu sağlamalıdır. Bir plastik cerrahi kliniğinde bu kavramın hekim ve hastasının zihinlerine yerleşmesi gereklidir. Biz plastik cerrahlar, güzellik ve hayranlığın bağlantısını zihnin ve ruhun derinliklerinde görmek zorunda olan kişiler olduğumuzu unutmamalıyız…
HAYRAN KALMAK, AKIL İLE SEVMEKTİR, SEVMEK İSE YÜREKTEN HAYRAN KALMAKTIR. İNSANLAR; SADECE KALPLERİ İLE GÜZELDİR.