İç Güdülerimiz ve Güzellik
Bir önceki yazımda güzelliğin aslında nesnesel bir saptama değil, izleyenin beyninde oluşan bir olgu olduğuna değinmiştim. Şimdi biraz daha ileri giderek aslında güzelliğin karşı tarafta uyandırdığı içgüdülerle de bağlantılı olduğunu anlatacağım.
Güzelliğin algılanmasına yardımcı olan temel kavramlar; cinsel dürtüler ve koruma içgüdüsüdür. Bir erkek için kadının cinselliği, onun güzelliğinin algılanmasında çok önemli bir rol oynar. Bir erkeğin bir kadını güzel bulması orantıların simetrisine bağlı olmayıp, tüm bu fiziksel özelliklerin erkeğin potansiyel cinsel içgüdülerini telkin edip etmemesiyle ilişkilidir. Erkekte cinsel dürtülerle uyanan nefsi duygular, estetik hislere dönüştürülür; sonuçta da erkeğin kadını güzel ve çekici bulmasına neden olur.
Diğer bir önemli unsur da güzelliğin çocukla olan ilişkisidir…
Bir insanın karşısındaki bir yüzde hissettiği çekiciliğin nedeni her zaman o yüzde bulduğu çocuksu ifadedir. İçgüdüsel olarak herkes çocuksu bir yüzün çekiciliğini hisseder. Çocuksu bir yüze bakmak, kendiliğinden ortaya çıkan koruma hissine bağlı duygulara neden olur. Koruma içgüdüsünde sempatiyi ve şefkati oluşturan sinyaller vardır.
Bebeklerin en belirgin fenotipik özelliği, vücuduna göre oransal olarak büyük olan başları ve alınları; oransız alın altındaki büyük gözleri; ileri çıkık dolgun yanakları; sıkı, elastik, kısa, şişman bacakları ve beceriksiz hareketleridir. Bu özellikler “tatlı”, “sevimli” ve “güzel” olarak tanımlanır. Bütün bunlar infantil karakteristiklerdir ve koruma hissini uyarır. Bir çocuğun yüzü, saf bir pırıltının, sevecenliğin, dürüstlüğün ve incinebilirliğin çağrışımını yapmaktadır.
Oysa bir yetişkinin yüzünde bu reaksiyonları izlemek mümkün değildir. Yetişkin insan yaşlandıkça yüzü değişmiş, kafa yapısı düzleşmiş, alnı daha az çıkıntılı, burnu daha uzun, yanakları daha düşük bir görünüm almış ve sonuçta sevimli çocuksu ifadesini yitirmiştir. Çocuklar ile karşılaştırıldığında yetişkinlerde yuvarlaklığın yerine köşelerin ve kırışıklıkların geldiği göze çarpar. Bu ifade artık yetişkin hayvanlarda olduğu gibi insanda da koruma içgüdüsü oluşturamaz. Karşıtlık hayret vericidir. Bu çizgileri en iyi tanıyanlar, bu karşıtlığı sanatlarında da dile getiren çok başarılı desinatörler ve sanatçılardır.
Çocukluk dönemine ait yuvarlak hatları yitirme konusunda iki cinsi karşılaştırdığımızda, kadınların yuvarlaklıklarını koruduğunu, erkeklerin ise yitirdiğini görürüz. İyi bir plastik cerrah yaptığı müdahalelerde, iyi bir heykeltıraş gibi bir bebeğin sahip olduğu ilgi, şefkat ve koruma hissi uyandıran belirginlikleri en uygun biçime getirmeye çalışmalıdır: yumuşaklık, yuvarlaklık ve incelik...
Öyle görünüyor ki güzelliğin imajı genel olarak yetişkin bir yüzde çocuksu ifadelerin varlığı ile sağlanmaktadır. Brigitte Bardot’un bazı çocuksu ifadelerinin oluşturduğu duygular özellikle ünlü şımarık çocuksu somurtması ile daha da kuvvetlendirilmiştir. Marilyn Monroe ve Audrey Hepburn’ün iyiye ya da kötüye kullanılan çocuksu yüz ifadeleri güzelliklerinin simgesidir. Hatta Marilyn Monroe’nun henüz nasıl derli toplu olunacağını bilmeyen küçük bir kız imajı bırakmak için bilinçli olarak dağınık bir görünüm yarattığı söylenmektedir. Bu efsane güzelin uzun saatlerini kuaförde geçirdikten sonra özenle yapılmış saçlarını hemen dağıtması, yeni oyun oynamaktan gelen saçları karışık küçük bir kız izlenimi yaratmak için değil midir?
Çocuksu görünümü olmayan ve erkeklere baskı yapmak arzusunda olan kadınlara karşı erkeklerin koruma hisleri yoktur ve bu tür kadınları eşlerine değil de daha çok annelerine benzetirler.
Erkeklerden çok güzellikleriyle ilgilenen kadınlar, çocuksu davranışlarını bilinçli ya da bilinçsiz olarak ön plana çıkarırlar. Utangaç, hassas, kuvvetsiz, suçsuz, saf, cahil, atılgan, hayran kalan, meraklı tiplemeler oluştururlar. Bazı kadınlar koruma içgüdüsünü uyarabilmek için zayıf noktalarını bile ortaya koyarlar. Oysa kadınların zayıf gibi görünen yanları güçlü yanlarıdır ve aslında erkeklerin kendilerini güzel bulmaları, koruma içgüdüsüne kapılmaları, yani belki de tam olarak kalplerinden vurulmaları için uyguladıkları bir yöntemdir. Napolyon “Kadınların iki silahı, fondötenleri ve küçük çaresiz bir çocuğun gözyaşlarıdır” derken çok haksız olmamalıdır.
Eninde sonunda güzel olma isteği, kişinin güzelliğinden dolayı hayran kalınma isteğinden değil, daha ziyade güzelliğinden dolayı sevilme isteğinden oluşmaktadır. Estetik ve güzelliğe düşkün olanların bu davranışları ile verdikleri mesaj, aslında daha çok sevilme isteğidir.
“Herkes çocukları seviyor ve onları korumak istiyor. Daha çok sevilmek için çocuklar gibi olmak isteyen birisi eleştirilebilir mi?”